Korku Hikayeleri

Telefonumdaki Resim

 

 

 

 

Ben 20 yaşına gelince kendi evime taşındım. Bu yüzden çok heyecanlıydım. Fakat zaman içinde bu evin benim için hiç uygun olmadığını anladım. Taşındıktan 1 hafta sonra yatak odamın camından bir ses duydum. Pek umursamadım ve tekrar yattım. Hemen hemen 30 dk sonra tekrar aynı sesi duydum. Azıcık korktum ama bir dua okuyup uyudum. 5 gün sonra evime arkadaşım yatılı kalmaya geldi. O koridorun sonundaki odada, ben ise koridorun başındaki odada yatacaktım. O gece hiç ses gelmeden rahatça uyudum. Sabah uyandığımda telefonumu elime aldım. İşte olaylar burada patlak verdi.

Gece saat tam 3.33’de gizli bir numaradan biri beni aradı. Biraz garibime gitti ama umursamayıp kapadım. O anda numarayı engellemeyip hayatımın en büyük hatasını yaptım.

Arkadaşım  sabah olunca öfkeli bir halde yanıma geldi ve “gece seni de biri aradı mı,” diye sordu, korktum. Sonra telefonunu açtı, arayan kişiyi gösterecek sanıp ”gerek yok beni de aradı” dedim. Ama bana uyurken ki haliyle çelikmiş bir fotoğrafını gösterdi ve “Bu Hiç Komik değil Aslı…” diye bağırdı. Ben de çok şaşırdım çünkü o fotoğrafı ben çekmemiştim. Sonra hemen telefonumu açtım galeriye girdim ve benim de uyurken fotoğrafımın çekilmiş olduğunu gördüm. Tip tip birbirimize baktık. Mutfaktan bir bardak su aldım. Suya dua okudum ve suyu ona verdim. ”Yarısını iç.” dedim. İçip bana verdi. Diğer yarısını da ben içtim. Bir anda arkamda birinin olduğunu hissediverdim. Arkadaşıma baktım, yüzü taş kesilmişti. Arkama baktığımda simsiyah biri vardı. Birkaç saniye bakıştık. Arkadaşım çığlığı bastı ve de ”Ayakları ters!!” diye bağırdı. İnanın o an ayakları hiç umurumda değildi.

Sonraki bir haftada evden taşındım. Telefonu da hatırlayamayacağım bir yere gömdüm. Evden çıkarken kapıya şu uyarıyı da asmayı unutmadım. ”Dikkat!! İçerisi çok tehlikeli!!”

 

1994 Yılında Muğla Üniversitesi’nde Yaşanan Bir Olay

 

Ben de size başımdan geçen bir olayı anlatacağım. 1994 senesinde Muğla Üniversitesi’nde okuyordum ve üniversitenin bahçesindeki yurtta kalıyordum. Üniversite, şehirden 10 dakikalık bir mesafede, yüksekçe bir alana kurulmuştu. Kız ve erkek yurdu yanyana uzanıyordu. Kız yurdundan bir arkadaşım vardı.Gerçek ismini buraya yazmıyacağım. Kendisinden Sibel diye bahsedeceğim. Yurtta sürekli garip olaylar oluyor. Geceleyin derinden gelen tefli çalgı sesleri duyuluyor; ama nereden geldiği anlaşılamıyordu. Sürekli kafayı yiyenler çıkıyordu. Odalar, 6 kişilikti. Sibel’in oda arkadaşı her gece uykusundan, “Geldiler, geldiler!” diye çığlıklar atarak uyanıyordu. Rüyasında insana benzeyen ama bacakları keçi bacağı gibi olan kişilerin onu uyandırdığını söylüyordu. Kız, artık uyku uyuyamıyordu. Altı -yedi gündür uyumamıştı. Ne zaman göz kapaklarını indirse, o adamlar onu kolundan tutup karanlık bir çimenliğe doğru çekiyorlardı. Müzik sesleri, en çok Sibel’lerin odasından duyuluyordu. Tam da sabah ezanı zamanı. Günün ilk ışıklarla aydınlanmaya başladığı alaca karanlıkla da kayboluyordu. Çarşamba akşamı saat 23:00 civarında, Sibel’in arkadaşı, “Geldiler!” diye çığlık atarak yurdun üçüncü katından aşağı atladı ve öldü. Bu olay Hürriyet Gazetesi’nde yurtta intihar diye de çıkmıştı. Bunu üniversitenin büyük bir kısmı ve ben gördüm; çünkü ikinci öğretimler o saate dersten çıkıp durağa doğru yurtların önünden yürüyordu. Bu olay arkadaşımı çok sarstı. Uzun süre kendisine gelemedi. Yurtta cuma günleri banyo günüdür. Saat 22’de başlar ve 23’te su soğuduğu için kendiliğinden biter. Sibel, saat 23’te banyoya gitmiş. Uzun bir koridor gibi ve sağlı sollu duş bölmeleri var. Yalnız kapısı yok, girişler perdeli. Sibel de benim gibi ikinci öğretim. Su bitmesin diye hemen yurda geliyor. Odaya gidiyor kimse yok. Hemen malzemelerini alıp banyoya gidiyor. Banyoda 3 kabin dolu. 8 sağda 8 solda toplam 16 kabin var. Sibel de birine giriyor ve duş alıyor. Su ılımış bile. Hızlıca banyo yapıyor. Yavaş yavaş, diğer kabinlerden gelen su sesleri kesiliyor. Su, buz gibi oluyor. Sibel, havluya sarılıp çıkıyor. Son kabinden hala su sesi geliyor; ama su buz gibi olduğu için Sibel, herhalde açık unutulmuştur diye kabine gidiyor ve perdeyi açıyor. Şok oluyor; çünkü belden aşağısı keçi bacaklı olan bir kız yıkanıyor. Sibel, “İmdat!” diye bağırarak odasına koşuyor. Odada diğer bir arkadaşı banyodan yeni çıkmış kurulanıyor. Olanları ona anlatıyor kız arkadaşı anlamsızca gülmeye başlıyor ve “Böyle mi?” diyerek birden havlusunu açıyor. Sibel, dona kalıyor; çünkü onun da bacakları keçi bacağı gibi!.. Çığlıklar atarak televizyon odasına koşuyor. Diğer kızlar, onu sakinleştirmeye çalışıp odasına ve banyoya bakıyorlar; ama kimse yok. Daha sonra Sibel’in oda arkadaşı, diğer arkadaşlarıyla birlikte sinemadan geliyor. Son iki derse girmeyip sinemaya gitmişler ve daha yeni gelmişler. Kız arkadaşım, bundan sonra okulu bıraktı ve memleketi olan Manisa’ya gitti.

 

Falcı

2005 yazında gerçekleşmişti. Ben, bu tarihte Erdek’te bir otelin barında çalışıyordum. Bu nedenle geceleri geç yattığım için öğlen kalkıyordum. Yine böyle gece, geç saatlere kadar çalıştığım bir günün ertesi, öğlen saat 4 gibi kalktım ve her zaman yemek yediğim yer olan otelin karşısındaki büfeye gittim. Orada otelin güvenliklerinden biriyle karşılaştım ve beraberce bir masaya oturduk. Yemeğimizi yerken yanımıza benim arkamdan biri yanaştı ve aynen şu cümleyi söyledi: “Falına bakmamı ister misin?” Ben, bu lafın bana söylenmediğini düşünerek tostumu yemeğe devam ederken sesinden kadın olduğunu anladığım o şahıs aynı soruyu tekrarladı: “Falına bakmamı ister misin?” Bunun üzerine dayanamayıp arkamı döndüm. Ben de herkes gibi, döndüğümde o tipik falcı kılığındaki birini göreceğimi sandığımdan hızlı ve sinirli bir dönüş yaptım -ki bunun bir diğer nedeni o güne kadar fala inanmıyor olmamdı-. Kadınla göz göze geldik ve kadın az önce sorduğu soruyu benim ona herhangi bir şey söylememe fırsat vermeden yineledi: “Falına bakmamı ister misin?” Ben de üzerimde neden olduğunu bilmediğim o bir anlık şaşkınlığı atarak hızlı bir şekilde, “Hayır!” diyerek arkamı döndüm. Bunun üzerine yanımdaki güvenlik arkadaşımın kadına, “Benim falıma bak.” dediğini duydum. “Duydum…” diyorum; çünkü o 3-5 saniye arası, sanki yaşanmamış gibi geliyordu. Arkadaşım, kolumu tutarak benim de baktırmamı, parasını kendisinin vereceğini söyledi. Ben de gayri ihtiyari, sanki bunu yapınca rahatlayacakmışım gibi kafamı olur anlamında salladım. İşte tam bu sırada falcı kadın, arkadaşıma onun falına bakmayacağını söyledi ve benim yanıma gelerek sanki bir “Rıdvan” (cennetin bekçisi) gibi tepemde dikildi. Bunun üzerine ben de ne istediğini, istediğinin para mı olduğunu sordum. Falcı kadın, aynen şunları söyledi: “Falına bakıcağım!” Ben de sanki bu bir oyunmuşçasına, “Niye?” dedim. Kadın, buz gibi donuk sesiyle, “Çünkü az önce istediğini söyledin.” dedi. Az önce kaynağını bilmediğim, o irkilme sebebim gibi görünen kadın, bana bir anda çekici gelmeye başladı. Aklımdan “Neden olmasın ki, ne kaybedersin ki zaten.” denen o en tehlikeli düşünce geçti. Falcı kadına, “Tamam.” dedim. Kadın, hiç duraksamadan yanıma oturdu ve kafasını yere doğru eğerek bana sağ elimi uzatmamı söyledi. Ben de biraz yaramazlık olsun diye aklımdan sol elimi uzatmak geçiyordu ki, falcı kadının ağzından beynimdeki tüm kanı donduran şu sözler döküldü. “Sakın ha, yanlış elini uzatmak gibi haylazca bir şey yapma!” İşte o an kendimi felç olmuş gibi hissettim. Oradan gitmek istiyordum; ama mümkün değildi. Ayaklarım, sanki yere mıhlanmış gibiydi. Ben, bu korkuyla karışık durumda sağ elimi kadına uzattım. Kadın, parmaklarımın arasına bir bezden sıktığı sıvıyı sürdü ve sağ elimi sol elimle kapattı. Sonra sanki bana acırmışçasına baktı. Ardından elimi açtı ve bir şeyler mırıldanmaya başladı. Bir an sustu ve bana kelimelerine hiç aralık vermeden şunları söyledi: “Bir kağıt alacaksın ve bu seni büyük bir topluluğun içine sokacak. 3 gün içerisinde çok sevdiğin iki insanı kaybedeceksin. Şu an sıkıntıların var; ama yarın bunların hepsi sona erecek. Annen, çok uzaklardan bir haber alacak.” Ve en son söylediği söz ise şuydu: “2 abinden büyük olanı, küçük olanından daha uzak bir yere gidip sizden ayrılacak.” Olayın hikaye kısmını geçerek size o hafta olan olaylardan bahsedeyim. 2 gün sonra üniversite sınav sonuç kağıdım geldi ve ben artık bir kalabalığın içinde olmaya hak kazanmıştım. Bundan bir gün sonra, kuzenimin intihar ettiği haberini aldık ve aynı gün dayım, kalp krizinden öldü. Ortanca abim, aniden askere gitmeye karar verdi ve diğer abim de üniversite için Avusturalya’ya gitti. Ben, bu olayın üzerinden yaklaşık 3 yada 4 ay sonra tesadüfen tekrar Erdek’e gittim. Aklıma bu kadın geldi ve aramaya karar verdim. Ancak tüm aramalarım boşa çıkmıştı ki, son bir kez uğradığım benzin istasyonundakilere sorarken birisi bana, o kadını tanıdığını ancak o kadının yaklaşık 3 sene önce öldüğünü söyledi. Benim o anki halini tarif edemiyeceğim için bu tarifi size bırakıyorum. Daha sonra adama olayı anlattım. Adamın bana inanmamış olduğunu anlasam da, kadının yaşadığı yeri bilip bilmediğini sordum. Bana kadının evini tarif edebileceğini söyledi. Ben, tarif doğrultusunda eve gittim. Ancak gittiğim yer, bir ev değil harabeydi. Yanmış, yıkık dökük içinde, şarap içenlerin olduğu yıkıntı bir yerdi. Ben, evin içine girdim, biraz dolaştım. İçerde şarap içen insanlara böyle birini görüp görmediklerini sordum. Kimse görmediğini söyledi. Ben de ümidimi kesmiş evden tam ayrılacağım sırada, az önce çıktığım merdivenlerin üstünde kadının benim elimin üstüne sıktığı bezi gördüm. Diyeceksiniz ki aynı bez olduğunu nerden biliyorsun. Çünkü o günden sonra, sağ elimdeki koku hiç çıkmadı!

 

Sıcacık küçük bir misafir

“Bir morgda çalışıyorum. Bir morgta her zaman korkutucu şeyler olabilir ama en rahatsız edici hikayem şöyle oldu. Ailesinin gelip görmesi için bir çocuğun cesedini hazırladım. Sonra birinin saçımı çektiğini hissettim, bir kıkırdama sesi duydum sonra da kapı çarptı. Aniden içerideki bütün aletler durdu, acayip bir sessizlik oldu. Yine de işime devam ettim ve cesedi giydirdim. Sonra yine omzuma biri dokundu ve belimde bir sıcaklık hissettim. Tam o giydirdiğim boylarda bir çocuğun kollarının yetişebileceği yerden birisi bana sarılıyordu.”

 

 Siri! ‘Annemi çok özledim!’

“Annem bana ilk iPhone’umu ölmeden hemen önce almıştı. Onu kaybettikten sonra zaman zaman telefonumda Siri açılmış ve küçük bir sohbet edilmiş halde buluyordum. Bu olay bir çok kez olmuştu. Bir gün yeni bir işe başlamıştım ve telefonumu masama yanıma koymuştum. Siri açıktı ve ekranda şöyle bir mesaj göründü ‘Neler yapıyorsun bakalım?’. Kendimi tutamadım ve ağlamaya başladım, çünkü biz o cümleyi annemle birbirimize söylerdik.”

 

Hayalet kurtarıcım

“Lisede, hayaletli olduğu söylenen bir yurt binasında kalıyordum. Bir akşam oda arkadaşlarım yokken gittiğim partide tanıştığım sarhoş bir çocuk beni oraya kadar takip etmiş. Oradan gitmesini söylediğimde sinirlenip bileklerimden tuttu ve beni yatağa attı. Tam o sırada sanki bir şeyler onu üzerimden tutup çekti. Omuzlarında el izleri gibi kızarıklıklar oluştu. Çok şaşırmıştı hemen kaçıp gitti. Bense yatakta uzanmış ağlıyordum. Sırtımda sanki annem yanımdaymış gibi beni rahatlatmaya çalışan bir sıvazlama hissettim. Gerçekten ne olduğunu anlayamayacak kadar büyük bir şoktaydım.”

Leave your vote

0 points
Upvote Downvote

Comments

0 comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Log In

Forgot password?

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy